BİR AVUÇ GÖKYÜZÜNÜ BERABER BÖLÜŞMEK

Karadeniz’in göğsüne yaslanmış o vakur köylerde, zamanın saat tıkırtılarıyla değil, mevsimlerin ve el birliğinin ritmiyle aktığını görürsünüz.

4/8/20263 min read

Karadeniz’in göğsüne yaslanmış o vakur köylerde, zamanın saat tıkırtılarıyla değil, mevsimlerin ve el birliğinin ritmiyle aktığını görürsünüz. Sis çöktüğünde yolu kaybeden birine ışık olmak, rüzgâr sertleştiğinde birbirine siper durmak bu toprakların yazısız anayasasıdır. Bizim buralarda "ben" kelimesi, suların uğultusunda kaybolur; geriye sadece o devasa ve sarsılmaz "biz" kalır. Bu ruhun adı, kuşaklardır annelerimizin tülbentlerinden süzülüp gelen o kadim şifadır: İmece.

Toprağın Sertliğine Kalbin Yumuşaklığıyla Cevap Vermek

İmece, sadece bir tarlanın sürülmesi ya da bir evin çatısının el birliğiyle çatılması değildir. O, toprağın inadına karşı kalbin yumuşaklığıyla verilen bir cevaptır. Karadeniz kadını için imece; şafağın en mahrem vaktinde vuran kazma sesine eklenen bir türkü, mısır ayıklarken paylaşılan bir keder, çay makaslarının madeni tınısıyla tutulan sessiz bir sözleşmedir. Bizim buralarda bir işe başlanmaz, bir işe "can verilir." Ve o can, tek bir bedenden değil, o an orada atan tüm yüreklerin ortak çarpıntısından süzülür.

Turizmin Kalbinde Bir Kadın Senfonisi

Yüzyıllar evvel yayla yollarında, sırtlarındaki küfelerle dik yamaçları aşan ninelerimizin o mağrur duruşu, bugün bölge turizmine ruh veren kadınların ellerinde yeniden hayat buluyor. Artık o küfelerde sadece mısır veya odun değil; umutlar, projeler ve bu toprakların hikâyeleri taşınıyor.

Turizmdeki kadınlar olarak bizler biliyoruz ki; gerçek başarı, zirveye yalnız tırmanmak değil, o zirveyi bir sofraya dönüştürüp herkesi oraya davet edebilmektir. Birimizin otelinde sabahın buğusuna uyanan bir misafirin, diğerimizin mutfağında tütmeye devam eden o bin yıllık lezzetle buluşması, modern zamanların en zarif imecesidir. Bu bir rekabet değil; her ilmeği titizlikle örülen, her düğümünde bir başka kadının emeği olan dev bir kanaviçedir.

Somut Olmayan Miras: Gönül Birliğinin Yankısı

Dünya bu dayanışmaya "sürdürülebilirlik" ya da "kalkınma modelleri" gibi soğuk isimler verebilir; ama biz buna "gönül coğrafyası" diyoruz. Misafirlerimiz bu topraklara adım attığında sadece yeşilin binbir tonuna boyanmış bir doğa görmüyorlar; onlar aslında bir kadının emeğinin, bir diğerinin duası ve desteğiyle nasıl bir anıta dönüştüğüne şahitlik ediyorlar. İmece ruhu, Karadeniz’in binalara sığmayan, müzelere hapsedilemeyen en kıymetli mirasıdır. Bu miras, bir kadının diğerine fısıldadığı "Senin yükün benim omuzumdur" cümlesindeki o kadife yumuşaklığında ve kaya sertliğindeki güvende gizlidir.

Yarınlara Kök Salan Bir Rüya

Bizler, Karadeniz’in sisli dağlarını birer umut haritasına dönüştüren kadınlarız. Biliyoruz ki; bir kadın uyanırsa bir evin pencereleri aydınlanır, kadınlar el ele verirse koca bir coğrafyanın kaderi yeniden yazılır. Yollarımız her daim sarp, rüzgârımız her zaman delişmen olabilir; ancak bizim sırtımızda birbirimize olan inancın sarsılmaz yükü, kalbimizde ise "asla yalnız yürümeyecek olmanın" o sonsuz huzuru var.

Son söz niyetine; Vadilerden yankılanan o meşhur çağrıyı duyar gibiyim: "Ses ver ki, sesinle çoğalayım!" Biz birbirimize ses oluyoruz. Ve bu koro, Karadeniz’in turizm haritasında, kadınların zarafeti ve bitmek bilmeyen azmiyle çizilmiş en parlak gökyüzü olmaya devam edecek.

Karadeniz Turizmi Lider Kadınlar Derneği - İstişare Kurulu Üyesi

Eda Yıldız Özgüden